Yıl:30  Sayı: 318 KASIM 2011 Mükellef 

660 SAYILI KHK VE MESLEK ÖRGÜTLERİMİZ...!


Bugün (28.11.2011) yapılan ASMMMO Oda Danışma Meclisi toplantısı Mayıs 2010 Oda seçimlerinden sonra bu ikincisi. 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname tartışılıp değerlendirilecek.

Oda Danışma Meclisi odaların önemli bir organıdır. Yönetmeliği’ne göre oluşturulur. Bu Meclis’e, kendilerine bir şeyler danışılabilecek kişiler atanır. Onun için Meclis üyeleri olarak sizler önemlisiniz, ancak kabul etmek gerekir ki buradaki üyeler kadar önemli, ancak bu Meclis’te yer alamamış olan çok sayıda meslektaşımız bulunmaktadır, onları da saygıyla selamlıyorum. Bu Meclis’e seçimle gelinmez ama sonucu yine de seçimdir, çünkü üyelerin bir kısmı seçilenlerden oluşur. Diğerlerinin seçeni seçmen değil, Oda yönetim kuruludur.
 

660 sayılı KHK’nın konusu, TBMM’ye 2008 yılında Yasa Teklifi olarak gönderilmişti. Yasa teklifi TBMM’de görüşülmedi. Konu Bakanlar Kurulu tarafından KHK olarak çabucak ele alındı. Neticede, 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname adıyla T.C. Resmi Gazete’nin 2 Kasım 2011 tarih ve 28103 sayılı nüshasında yayınlandı.

Bu KHK; SPK, BDDK, EPDK gibi kurumlar ile TÜRMOB ve Maliye Bakanlığı arasında muhasebe ve denetim yönünden yaşanan uygulama farklılıklarının ve kimi bozuklukların giderilmeye çalışılması, bu alandaki çok başlılığın ortadan kaldırılmak, yeniden düzenlemek istenmesinin hedeflenmesi anlamında olumludur. Biz denetçiler de yıllardır devam eden bu çok başlılığın ortadan kaldırılmasını istemekteyiz. Ancak görünen o ki; burada bir oldubitti söz konusudur. Konu, TBMM’de ve muhasebe ve denetim meslek kamuoyunda tartışılmadan yürürlüğe konmuştur.

KHK, yalnızca alelacele çıkarılmış bir hükümet tasarrufu gibi görünse de, Dünya Bankası, İMF ve AB ile yapılan uyum anlaşmalarının bir sonucu olduğunu söylemek de mümkündür.
Bu Kararname’ye göre Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun kamu tüzel kişiliği niteliğinde ve idari özerkliğe sahip olduğu belirtilmektedir. Başbakanlıkla ilişkilidir, ancak başbakan yetkilerini herhangi bir bakana yürüttürebilecektir.

Kurul’un oluşumu ile ilgili KHK’nın 4. maddesi 9 kişilik yönetim öngörmekte ve bu dokuz kişilik Kurul’un yalnızca birisi TÜRMOB temsilcisi olacak o da Bakanlar Kurulu’na önerilen iki isimden birini yine Bakanlar Kurulu atayacaktır. Bu sonuç, meslek örgütü olarak yıllardır vesayete karşı çıkamayan yönetim anlayışımızın geldiği noktadır!
Kurul’da EPDK temsil edilmemektedir. SPK ve BDDK temsilcisi olarak ise, kendi kurumlarından değil, bağlı oldukları bakanlıklardan birer temsilci alınmaktadır.
Kurul başkanı da Bakanlar Kurulu tarafından atanmakta, üyeler arasında seçim yaptırılmamaktadır. Başkanın bu biçimde belirlenmesi demokratik gözükmemekle birlikte, Kurul’un tüm üyeleri sonuçta atama yoluyla belirlendiğinden, bu pek de yadırganacak bir durum değildir!

Bu KHK ile Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu da dağıtılmıştır. TMSK’nın tüm varlık ve borçlarıyla yazılı ve elektronik ortamdaki her türlü kayıtları Kurum’a devredilmiş sayılacaktır.
Önümüzdeki süreçte meslek mensuplarımızı çok ciddi bir çalışma dönemi, sıkıntılı günler beklemektedir.

660 sayılı KHK’nın 23. maddesinde, Kararname’de sayılan kamu yararını ilgilendiren kuruluşların bağımsız denetimi yalnızca bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılır, denmektedir. Bu olumlu bir yaklaşımdır.


Kararnamenin Tanımlar başlıklı 2/a maddesinde bağımsız denetçiler, 3568 sayılı Kanun’a göre ruhsatını almış olan YMM ve SMMM meslek mensupları arasından KURUL tarafından yetkilendirilen kişilerden oluşturulmaktadır. Bu da önemli ve olumlu bir yaklaşımdır.
Ayrıca aynı maddenin (i) bendinde meslek mensubu tanımını 3568 sayılı Kanun kapsamında “faaliyette bulunan SMMM ve YMM”ler olarak belirtilmekte, ancak buradaki tanımlamada “faaliyette bulunma”dan neyin anlaşılması gerektiği net değildir. Kanımca burada serbest çalışan meslek mensupları ifade etmektedir. Bu da önemli ve olumlu bir yaklaşımdır.

Bağımsız denetim kuruluşu da “bağımsız denetim yapmak üzere, Kurum tarafından yetkilendirilen sermaye şirketlerini” tanımlamaktadır. Bağımsız denetim şirketlerinin hangi tür sermaye şirketi biçiminde kurulacağı ve daha önce kurulmuş olanların durumu ve yetkilendirilmeleri konusunda da açıklık bulunmamaktadır.

KHK’da bağımsız denetçilerin hangi kıstaslara göre belirleneceği ve SPK’dan denetçi yetkisi almış olan denetçilerin durumlarıyla, halen sınavlara girmekte olan meslek mensupları hakkında net bir açıklama bulunmamaktadır.

Çok merak ettiğim bir konu daha var:
TÜRMOB genel kurullarına sunulan “TAM OLUMLU DENETLEME KURULU RAPORLARI’nda neden bu konular denetlenmez, sorgulanmaz! Oysa denetleme kurulunun görevi yalnızca maddi konuları denetlemek değildir. İşte, Kasım 2011’de yayımlanan ve meslek örgütünün pek de dikkate alınmadığı KHK buna iyi bir örnektir.

TMS ve TDS’ler Kurul tarafından onaylanarak yayımlananlar olacaktır. Ancak, geçici 1. madde gereği, Kurum tarafından yayımlanacak olan standart ve düzenlemeler yürürlüğe girinceye kadar, bu hususlara ilişkin düzenlemelerin uygulanmasına devam edilecektir. Şimdiki durumda zaten başka seçenek de yoktur.


KHK’nın 25.maddesinin 1.fıkrasına göre kamu yararını ilgilendiren kuruluşları denetleyen bağımsız denetim kuruluşlarının asgari 3 yılda bir, diğerlerinin ise asgari 6 yılda bir inceleneceği belirtilmektedir. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre Kurum, incelemeleri kendi meslek personeli eliyle yürütebileceği gibi, gerekli hallerde kanunla belirli alanları düzenleme ve denetleme yetkisi olan GTB, MB, HM, BDDK, SPK VE EPDK’nın ilgili denetim birimi vasıtasıyla da yürütebilecektir. Bu, çok açık olarak bağımsız denetim yapan kuruluşların, her sektörün bağlı olduğu Kurum’un uzmanları tarafından denetleneceği anlamına gelmektedir. Oysa bağımsız denetim kuruluşları zaten bu kuruluşların uzmanları tarafından denetlenmektedir.
Kurum’un gelirleri; hazine yardımı, muhasebe ve denetim standartları telif hakları ve diğer gelirlerden oluşacak denmekte ancak “diğer gelirlerin” nelerden ibaret olacağı açıklanmamıştır. Bunun bağımsız denetim kuruluşları ve denetçilerden istenmesi de söz konusu olabilir!
Dışarıdan hizmet satın alınması ve komisyonlara atanacaklar arasında memurlar, kamu görevlileri, Yüksek Öğretim Kanunu 38. Maddesine göre öğretim elemanlarının görevlendirileceği belirtilmesine ve diğer kişiler ibaresine karşın, TÜRMOB’un adı dahi geçmemektedir.
Muhasebe ve denetim mesleğinin çok ciddi sorunları vardır. Biri çözülmeden diğerleri başlamaktadır. İşte 660 sayılı KHK da bunlardan birisi diyebiliriz. Olumlu ve olumsuz yönleri bulunmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği gibi 660 sayılı KHK konusu, TBMM’ye 2008 tarihinde Yasa teklifi olarak verilmişti. O tarihte Yasa Teklifi, daha sonra 660 sayılı KHK olarak gerçekleşen konu hakkında meslek örgütlerimizce ne tür girişimler, etkinlikler yapıldı, bilemiyorum. Duymadım da. Ya da meslek kamuoyu ile paylaşılmadı ki duyalım!
Yalnızca bu konu da mı?
Milyonlarca para harcanarak yayımladıkları mesleki yayın organlarının hiçbirisinde herhangi bir mesleki ve mesleki örgütsel soruna yer vermeyen ya da bu cesareti gösteremeyen yönetim anlayışlarıyla bu sorunlar çözüleme, kamuoyunda saygın bir yer edinilemez, edinilememiştir de.


Eğer büyük TÜRMOB, O’nun vizyon sahibi (geniş, uzak görüşlü) yöneticilerinden ve de odalarımızdan hiçbir tepki olmadıysa, TBMM’ye 2008 yılında sunulan konuya ilişkin Yasa teklifi hakkında da herhangi bir sorgulama yapılmamışsa, bu tam bir teslimiyet demektir!
Eğer değilse; bunun izahı; meslek kitlesine güvensizliktir ki, bu da, mesleki mücadele geleneğinin olmaması anlamına gelir. Dahası bu, mesleki sorunlardan kopukluk demektir, bu insanların koltuklarını koruma endişesinden başka dertleri yok demektir, bunun için aralarında uzlaşı anlayışı var demektir, meslek odası ya da TÜRMOB yöneticiliğini ve denetçiliğini meslek edinme ve bunu bir yaşam biçimi görmelerinden kaynaklanıyor demektir! Umarım böyle değildir!


TÜRMOB’un önereceği kurul üyesinin hangi kurumdan önerileceği de belirtilmemiştir. Ne yazık ki TÜRMOB bu konuda tarihsel işlevini yerine getirememiş, meslek kitlesini arkasına almayı becerememiştir. Bu sonucu TÜRMOB açısından “hüsran” olarak değerlendirsek de, kendisine bağlı, hatta TÜRMOB’u yöneten, yönlendiren odaların da önemli ve affedilemez sorumlulukları vardır. Denebilir ki; 21 yıldır görev yapanların, yani yönetenlerin ve denetleyenlerin, disipline edenlerin artık şapkalarını önlerine alıp düşünmeleri gerekir! Çünkü, dillerden düşmeyen “vizyon” “flu”laşmış, misyon ise en azından bu alanda yok olmuştur!
Bütün bunları görmezden gelenler ya da görüp bilip de ses çıkarmayanlar, geçen yıl apar topar TÜRMOB Bağımsız Denetim Merkezi Kurulması Hakkında Tebliğ’i yayımlamışlardı. Sonuçta bu Tebliğ’i çıkaranlar, yani kendilerini örgütün merkezine yerleştirenler sayesinde koskoca bir örgütümüz olarak bildiğimiz TÜRMOB’un kamuoyundaki saygınlığına gölge düşürüldü. Neticede meslek kamuoyundan gelen baskılar sonucunda (ki ben de beş sayfalık yazı yayımlayarak o Tebliğ’in iptalini istemiştim) TÜRMOB yönetimi Tebliğ’i yürürlükten kaldırmıştı. Şimdi aynı yöntemi Hükümet uygulamaktadır! Meslek örgütlerimiz ise etkisiz kalmaktadır.
Meslek örgütümüz TÜRMOB, elbette ki seksen iki adet bağlı odalarıyla, 86 bini aşkın üyesiyle ve 40 milyon TL’yi aşan bütçesiyle büyük bir örgüttür.
Ancak bir meslek örgütünün büyüklüğü yalnızca çok sayıda bağlı odasıyla, binlerce üyesiyle, mesleki sorunları içermeyen onlarca yayınlarıyla, gezilerle, yılda birkaç kere 5–7 yıldızlı otellerde yaptığı ve bürokratların ağırlandığı, yönetenlerin ve etrafındaki birkaç kişinin bedava faydalandırıldığı ya da ekonomik gücü iyi olan az sayıda meslektaşın katılımıyla yapılan SEMPOZYUMLARIN (ŞÖLENLER) renkliliğiyle ve görkemiyle ölçülemez.
Sonuçta, üzülerek söylemek zorundayım ki; demokratik ve katılımcı yönetimler ve hükümetler olmadığı müddetçe bu tür dayatmaları kabullenerek yaşamamız mümkün kılınacaktır!

Gökhan DEDE
SMMM
28.11.2011