660
SAYILI KHK VE MESLEK ÖRGÜTLERİMİZ...!

Bugün (28.11.2011) yapılan ASMMMO Oda Danışma Meclisi toplantısı
Mayıs 2010 Oda seçimlerinden sonra bu ikincisi. 660 sayılı Kamu
Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname tartışılıp
değerlendirilecek.
Oda Danışma Meclisi odaların önemli bir organıdır.
Yönetmeliği’ne göre oluşturulur. Bu Meclis’e, kendilerine bir
şeyler danışılabilecek kişiler atanır. Onun için Meclis üyeleri
olarak sizler önemlisiniz, ancak kabul etmek gerekir ki buradaki
üyeler kadar önemli, ancak bu Meclis’te yer alamamış olan çok
sayıda meslektaşımız bulunmaktadır, onları da saygıyla
selamlıyorum. Bu Meclis’e seçimle gelinmez ama sonucu yine de
seçimdir, çünkü üyelerin bir kısmı seçilenlerden oluşur.
Diğerlerinin seçeni seçmen değil, Oda yönetim kuruludur.
660 sayılı KHK’nın konusu, TBMM’ye
2008 yılında Yasa Teklifi olarak gönderilmişti. Yasa teklifi
TBMM’de görüşülmedi. Konu Bakanlar Kurulu tarafından KHK olarak
çabucak ele alındı. Neticede, 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe
ve Denetim Standartları Kurumu’nun Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname adıyla T.C. Resmi Gazete’nin 2
Kasım 2011 tarih ve 28103 sayılı nüshasında yayınlandı.
Bu KHK; SPK, BDDK, EPDK gibi kurumlar ile TÜRMOB ve Maliye
Bakanlığı arasında muhasebe ve denetim yönünden yaşanan uygulama
farklılıklarının ve kimi bozuklukların giderilmeye çalışılması,
bu alandaki çok başlılığın ortadan kaldırılmak, yeniden
düzenlemek istenmesinin hedeflenmesi anlamında olumludur. Biz
denetçiler de yıllardır devam eden bu çok başlılığın ortadan
kaldırılmasını istemekteyiz. Ancak görünen o ki; burada bir
oldubitti söz konusudur. Konu, TBMM’de ve muhasebe ve denetim
meslek kamuoyunda tartışılmadan yürürlüğe konmuştur.
KHK, yalnızca alelacele çıkarılmış bir hükümet tasarrufu gibi
görünse de, Dünya Bankası, İMF ve AB ile yapılan uyum
anlaşmalarının bir sonucu olduğunu söylemek de mümkündür.
Bu Kararname’ye göre Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim
Standartları Kurumu’nun kamu tüzel kişiliği niteliğinde ve idari
özerkliğe sahip olduğu belirtilmektedir. Başbakanlıkla
ilişkilidir, ancak başbakan yetkilerini herhangi bir bakana
yürüttürebilecektir.
Kurul’un oluşumu ile ilgili KHK’nın 4. maddesi 9 kişilik yönetim
öngörmekte ve bu dokuz kişilik Kurul’un yalnızca birisi TÜRMOB
temsilcisi olacak o da Bakanlar Kurulu’na önerilen iki isimden
birini yine Bakanlar Kurulu atayacaktır. Bu sonuç, meslek örgütü
olarak yıllardır vesayete karşı çıkamayan yönetim anlayışımızın
geldiği noktadır!
Kurul’da EPDK temsil edilmemektedir. SPK ve BDDK temsilcisi
olarak ise, kendi kurumlarından değil, bağlı oldukları
bakanlıklardan birer temsilci alınmaktadır.
Kurul başkanı da Bakanlar Kurulu tarafından atanmakta, üyeler
arasında seçim yaptırılmamaktadır. Başkanın bu biçimde
belirlenmesi demokratik gözükmemekle birlikte, Kurul’un tüm
üyeleri sonuçta atama yoluyla belirlendiğinden, bu pek de
yadırganacak bir durum değildir!
Bu KHK ile Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu da
dağıtılmıştır. TMSK’nın tüm varlık ve borçlarıyla yazılı ve
elektronik ortamdaki her türlü kayıtları Kurum’a devredilmiş
sayılacaktır.
Önümüzdeki süreçte meslek mensuplarımızı çok ciddi bir çalışma
dönemi, sıkıntılı günler beklemektedir.
660 sayılı KHK’nın 23. maddesinde, Kararname’de sayılan kamu
yararını ilgilendiren kuruluşların bağımsız denetimi yalnızca
bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılır, denmektedir. Bu
olumlu bir yaklaşımdır.
Kararnamenin Tanımlar başlıklı 2/a maddesinde bağımsız
denetçiler, 3568 sayılı Kanun’a göre ruhsatını almış olan YMM ve
SMMM meslek mensupları arasından KURUL tarafından
yetkilendirilen kişilerden oluşturulmaktadır. Bu da önemli ve
olumlu bir yaklaşımdır.
Ayrıca aynı maddenin (i) bendinde meslek mensubu tanımını 3568
sayılı Kanun kapsamında “faaliyette bulunan SMMM ve YMM”ler
olarak belirtilmekte, ancak buradaki tanımlamada “faaliyette
bulunma”dan neyin anlaşılması gerektiği net değildir. Kanımca
burada serbest çalışan meslek mensupları ifade etmektedir. Bu da
önemli ve olumlu bir yaklaşımdır.
Bağımsız denetim kuruluşu da “bağımsız denetim yapmak üzere,
Kurum tarafından yetkilendirilen sermaye şirketlerini”
tanımlamaktadır. Bağımsız denetim şirketlerinin hangi tür
sermaye şirketi biçiminde kurulacağı ve daha önce kurulmuş
olanların durumu ve yetkilendirilmeleri konusunda da açıklık
bulunmamaktadır.
KHK’da bağımsız denetçilerin hangi kıstaslara göre belirleneceği
ve SPK’dan denetçi yetkisi almış olan denetçilerin durumlarıyla,
halen sınavlara girmekte olan meslek mensupları hakkında net bir
açıklama bulunmamaktadır.
Çok merak ettiğim bir konu daha var:
TÜRMOB genel kurullarına sunulan “TAM OLUMLU DENETLEME KURULU
RAPORLARI’nda neden bu konular denetlenmez, sorgulanmaz! Oysa
denetleme kurulunun görevi yalnızca maddi konuları denetlemek
değildir. İşte, Kasım 2011’de yayımlanan ve meslek örgütünün pek
de dikkate alınmadığı KHK buna iyi bir örnektir.
TMS ve TDS’ler Kurul tarafından onaylanarak yayımlananlar
olacaktır. Ancak, geçici 1. madde gereği, Kurum tarafından
yayımlanacak olan standart ve düzenlemeler yürürlüğe girinceye
kadar, bu hususlara ilişkin düzenlemelerin uygulanmasına devam
edilecektir. Şimdiki durumda zaten başka seçenek de yoktur.
KHK’nın 25.maddesinin 1.fıkrasına göre kamu yararını
ilgilendiren kuruluşları denetleyen bağımsız denetim
kuruluşlarının asgari 3 yılda bir, diğerlerinin ise asgari 6
yılda bir inceleneceği belirtilmektedir. Aynı maddenin 3.
fıkrasına göre Kurum, incelemeleri kendi meslek personeli eliyle
yürütebileceği gibi, gerekli hallerde kanunla belirli alanları
düzenleme ve denetleme yetkisi olan GTB, MB, HM, BDDK, SPK VE
EPDK’nın ilgili denetim birimi vasıtasıyla da yürütebilecektir.
Bu, çok açık olarak bağımsız denetim yapan kuruluşların, her
sektörün bağlı olduğu Kurum’un uzmanları tarafından
denetleneceği anlamına gelmektedir. Oysa bağımsız denetim
kuruluşları zaten bu kuruluşların uzmanları tarafından
denetlenmektedir.
Kurum’un gelirleri; hazine yardımı, muhasebe ve denetim
standartları telif hakları ve diğer gelirlerden oluşacak
denmekte ancak “diğer gelirlerin” nelerden ibaret olacağı
açıklanmamıştır. Bunun bağımsız denetim kuruluşları ve
denetçilerden istenmesi de söz konusu olabilir!
Dışarıdan hizmet satın alınması ve komisyonlara atanacaklar
arasında memurlar, kamu görevlileri, Yüksek Öğretim Kanunu 38.
Maddesine göre öğretim elemanlarının görevlendirileceği
belirtilmesine ve diğer kişiler ibaresine karşın, TÜRMOB’un adı
dahi geçmemektedir.
Muhasebe ve denetim mesleğinin çok ciddi sorunları vardır. Biri
çözülmeden diğerleri başlamaktadır. İşte 660 sayılı KHK da
bunlardan birisi diyebiliriz. Olumlu ve olumsuz yönleri
bulunmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği gibi 660 sayılı KHK konusu, TBMM’ye
2008 tarihinde Yasa teklifi olarak verilmişti. O tarihte Yasa
Teklifi, daha sonra 660 sayılı KHK olarak gerçekleşen konu
hakkında meslek örgütlerimizce ne tür girişimler, etkinlikler
yapıldı, bilemiyorum. Duymadım da. Ya da meslek kamuoyu ile
paylaşılmadı ki duyalım!
Yalnızca bu konu da mı?
Milyonlarca para harcanarak yayımladıkları mesleki yayın
organlarının hiçbirisinde herhangi bir mesleki ve mesleki
örgütsel soruna yer vermeyen ya da bu cesareti gösteremeyen
yönetim anlayışlarıyla bu sorunlar çözüleme, kamuoyunda saygın
bir yer edinilemez, edinilememiştir de.
Eğer büyük TÜRMOB, O’nun vizyon sahibi (geniş, uzak görüşlü)
yöneticilerinden ve de odalarımızdan hiçbir tepki olmadıysa,
TBMM’ye 2008 yılında sunulan konuya ilişkin Yasa teklifi
hakkında da herhangi bir sorgulama yapılmamışsa, bu tam bir
teslimiyet demektir!
Eğer değilse; bunun izahı; meslek kitlesine güvensizliktir ki,
bu da, mesleki mücadele geleneğinin olmaması anlamına gelir.
Dahası bu, mesleki sorunlardan kopukluk demektir, bu insanların
koltuklarını koruma endişesinden başka dertleri yok demektir,
bunun için aralarında uzlaşı anlayışı var demektir, meslek odası
ya da TÜRMOB yöneticiliğini ve denetçiliğini meslek edinme ve
bunu bir yaşam biçimi görmelerinden kaynaklanıyor demektir!
Umarım böyle değildir!
TÜRMOB’un önereceği kurul üyesinin hangi kurumdan önerileceği de
belirtilmemiştir. Ne yazık ki TÜRMOB bu konuda tarihsel işlevini
yerine getirememiş, meslek kitlesini arkasına almayı
becerememiştir. Bu sonucu TÜRMOB açısından “hüsran” olarak
değerlendirsek de, kendisine bağlı, hatta TÜRMOB’u yöneten,
yönlendiren odaların da önemli ve affedilemez sorumlulukları
vardır. Denebilir ki; 21 yıldır görev yapanların, yani
yönetenlerin ve denetleyenlerin, disipline edenlerin artık
şapkalarını önlerine alıp düşünmeleri gerekir! Çünkü, dillerden
düşmeyen “vizyon” “flu”laşmış, misyon ise en azından bu alanda
yok olmuştur!
Bütün bunları görmezden gelenler ya da görüp bilip de ses
çıkarmayanlar, geçen yıl apar topar TÜRMOB Bağımsız Denetim
Merkezi Kurulması Hakkında Tebliğ’i yayımlamışlardı. Sonuçta bu
Tebliğ’i çıkaranlar, yani kendilerini örgütün merkezine
yerleştirenler sayesinde koskoca bir örgütümüz olarak bildiğimiz
TÜRMOB’un kamuoyundaki saygınlığına gölge düşürüldü. Neticede
meslek kamuoyundan gelen baskılar sonucunda (ki ben de beş
sayfalık yazı yayımlayarak o Tebliğ’in iptalini istemiştim)
TÜRMOB yönetimi Tebliğ’i yürürlükten kaldırmıştı. Şimdi aynı
yöntemi Hükümet uygulamaktadır! Meslek örgütlerimiz ise etkisiz
kalmaktadır.
Meslek örgütümüz TÜRMOB, elbette ki seksen iki adet bağlı
odalarıyla, 86 bini aşkın üyesiyle ve 40 milyon TL’yi aşan
bütçesiyle büyük bir örgüttür.
Ancak bir meslek örgütünün büyüklüğü yalnızca çok sayıda bağlı
odasıyla, binlerce üyesiyle, mesleki sorunları içermeyen onlarca
yayınlarıyla, gezilerle, yılda birkaç kere 5–7 yıldızlı
otellerde yaptığı ve bürokratların ağırlandığı, yönetenlerin ve
etrafındaki birkaç kişinin bedava faydalandırıldığı ya da
ekonomik gücü iyi olan az sayıda meslektaşın katılımıyla yapılan
SEMPOZYUMLARIN (ŞÖLENLER) renkliliğiyle ve görkemiyle ölçülemez.
Sonuçta, üzülerek söylemek zorundayım ki; demokratik ve
katılımcı yönetimler ve hükümetler olmadığı müddetçe bu tür
dayatmaları kabullenerek yaşamamız mümkün kılınacaktır!
Gökhan DEDE
SMMM
28.11.2011